Ara
  • Buket

Satırlara sığındığımız bir yıldan kişisel favorilerim



Bu yılı #Goodreads’te, hedefimin iki kitap altında kalarak kapattım. Listeme şöyle bir göz attığımda her zaman olduğu gibi “en iyi”yi bulmakta zorlandım açıkçası. Fakat tabii ki diğerlerinden sıyrılan birkaç tane yok değildi. İşte bu öne çıkan dört taneyi sizlerle paylaşmaya karar verdim. Eğer okumadıysanız bu yıl için listenizde yer alabilir. Her biri eser miktarda spoiler içerebilir, bilginiz olsun 😊 Ama bu spoiler’ların okuduğunuzda alacağınız tadı etkilemeyeceğine garanti verebilirim.


1- Beni Asla Bırakma / Kazuo Ishiguro

Bu yazardan okuduğum ilk kitaptı “Beni Asla Bırakma”. Açıkçası kitaba başlamadan önce herhangi bir yerden konuya dair bir araştırma yapmadım. Özellikle hiçbir fikrim ve izlenimim olmadan başlamak istemiştim. Kitabın konuyla oldukça alakasız kapağından pek bir şey anlaşılmadığı gibi arka kapakta yazılanlar da asıl konuya dair çok açık bir mesaj vermiyordu. Dolayısıyla biraz ters köşe olduğumu söyleyebilirim. Zaten eğer biraz araştırma yaparsanız, kitabın incelemelerinin yapıldığı bazı yerlerde bu noktalara dair kritikler okuyabilirsiniz. Yani sözün özü, kitap kendini gizlemeyi iyi becermiş.

Geleceğin farklı şekillerde hayal edilip anlatıldığı pek çok eserde ortak olarak öne çıkan, yaşayış tarzlarında ve toplumsal düzeydeki değişikliklerdir. Benim şu ana kadar okuduğum kitaplardaki deneyimim öyle oldu en azından. Burada ise insanın ta kendisinin merkezde olduğu, insan kavramının değiştiği ve hatta biraz da anlamsızlaştığı bir konu hakim. Yılın başlarında okuduğum için yıla pek de iç açıcı başladığımı söyleyemeyeceğim. Çünkü kitabın akışı umut vadetmiyor. Bir noktadan sonra kahramanların üzerindeki kabullenmişliğin hüznü size de geçiyor. Ama her şeye rağmen, özellikle yazarın kavramları ve mekanları (yatılı bir okul, önemli ölçüde yer kaplıyor kitapta) daha önce alışık olmadığımız bir açıdan ele alması bakımından beni etkilediğini söyleyebilirim. Normalde distopik kurguların düşkünü olduğumu söyleyemem. Ama burada kendimizi yakın hissedeceğimiz bir gerçeklik söz konusu. Hüzünlü, hoşa gitmeyen ama gerçek bir kurgu.


Kitap 2010 yılında sinemaya da uyarlanmış ama filmi henüz izlemedim. Uyarlama filmleri izlemeye karar verirken ekstra temkinli davranıyorum. İzleyenleriniz olduysa yorumlara izlenimlerinizi bıraksanıza :)


2- Sırça Köşk / Sabahattin Ali

Romancılığının fevkaladeliği dışında bir de Sabahattin Ali öykücülüğü diye bir şey var gerçekten. “Sırça Köşk” okumak için geciktiğimi düşündüğüm bir kitaptı. Ama ne derler bilirsiniz: “Better late than never”:) O yüzden en kısa zamanda bu güzide eseri kütüphanenize yerleştirin derim. Kitapta, yer yer masalsı motiflerle bezenmiş ama mutlaka dönemin sıkı bir eleştirisini yapan on yedi tane öykü var. Kişisel favorilerim; Sırça Köşk, Portakal, Böbrek, Bahtiyar Köpek, Dekolman, Cankurtaran ve Koyun Masalı. Bunlar içerisinde, dört sayfalık öykü üzerinden incecik dokundurmalarla toplumsal eşitsizliğin harika bir eleştirisini yapan “Bahtiyar Köpek”, sanıyorum en sevdiğim oldu diyebilirim.


3- Mavi Sürgün / Halikarnas Balıkçısı

Bu kitap, kimi zaman kalbimi sıcacık yaparak gülümseten, kimi zaman da duygulandırıp gerçekten gözlerimi dolduran klasik bir Halikarnas Balıkçısı okuması deneyimi olması dışında, beni Cevat Şakir’e iyice yakınlaştırarak kendisini manevi dedelerimden ilan etmeme vesile oldu.

Cevat Şakir hem hayat öyküsüyle hem de edebi şahsiyetiyle hep ilgimi çekmiştir. İşte bu kitabı okuduktan sonra da kendisinin bambaşka taraflarıyla tanışacaksınız. Kendi elzem ihtiyaçlarından kısıp, yurt dışından tarımla ilgili farklı dillerde kitap getirtmiş, Sicilya’ya bitkiler ısmarlarken gönderdiği niyet mektuplarının herkesin dinlemesi için yüksek sesle okunduğu, turunçgil yetiştirme konusunda üç yüz sayfaya yakın bir kitap yazmış bir şahsiyetten bahsediyoruz.

Onun tohuma olan bunca sevgisi, tek başına Güney Anadolu’daki tarıma, kalkınmaya yaptığı katkı bazı sayfalarda gerçekten gözlerinizi yaşartacak. Ben okurken, miras bıraktığı tüm ağaçlara tek tek sarılasım geldi. Sürgün yolculuğu ise apayrı bir hikaye. Bu insanı herkes okumalı ve iyice anlamalı, özümsemeli. Var ol Halikarnas Balıkçısı, sana borçluyuz.


4- Yürümenin Felsefesi / Frederic Gros

Ve işte geldik listenin sonuna. Bu listeyi en iyiden başlayan bir sıralama olarak düşünmenizi istemem. Bu dört kitap da gerçekten okuduğum diğerleri arasında sıyrılan ve fazla ayrım yapamadığım kitaplar oldu.

Yürüyüşü her zaman çok sevdim. Kafamı açan, ilham aldığım, keşfettiğim ve tazelendiğim, hayatımın çok önemli bir elementi. Sanki en önemli konuşmalar yürürken yapılır, en güzel fikirler yürürken gelir, en güzel kareler yürürken yakalanır gibi gelmiştir hep. Aynen kitapta da dendiği gibi; bence “Yürümek bütün büyük kadim bilgeliklere iyi bir girizgâhtır.” 2020 de kaygısızca yürümeyi, yürüyerek sokaklarında kaybolduğum yeni şehirler keşfetmeyi en fazla özlediğim yıl olunca, bu kitapla biraz huzur bulmaya çalıştım. 😊 Yürümenin sıradan bir eylemin ötesindeki anlamlarını, felsefe tarihinin önemli isimlerinin bakış açısıyla keşfettiğimiz bir kitap. Yine kütüphanenin çabuk ulaşılabilir raflarında durması gereken, ara sıra açıp okuyup soluğu dışarda almamıza vesile olacak kitaplardan.

***

Böylelikle listemizin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Bitirirken; “Ama yeryüzünde, hiçbir şey, ne kadar uzun ömürlü olursa olsun, sonsuz değildir.” diyerek, 2020’yi geride bırakmanın ve hâlâ geleceğe umutla bakabiliyor olmanın mutluluğuyla herkese güzel cümleler kuracağımız ve güzel şeyler duyacağımız sağlıklı ve mutlu seneler diliyorum.

39 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör