Ara
  • Buket

Makarna Konuşmaları

En son güncellendiği tarih: Şub 12


Az önce makarna yaparken, yine bir oraya bir buraya gitti geldi kafam. Bir baktım bir sürü sekme açık arka planda, RAM tükeniyor. O sırada suyum kaynadı. Ve yine tam da o sırada bir konuda yoğunlaştım. Şimdi de oturup Ozan Sarohan dinleyerek bu satırları yazıyorum.


Yetişkin olmayı beceremeyenlerin semptomlarını gösterdiğim bu hafif poyrazlı ve de berrak gecede, büyümenin en kötü tarafının giderek her şeyin farkında oluşumuz olduğunu düşünüyorum. Yaş almanın en sevmediğim tarafı bu zaten. Yoksa şarap gibiyiz çok şükür, giderek güzelleşiyoruz :)


Düşünüyorum da (ki çoğu zaman problem de bu), bundan iki üç sene önce bile, bugüne göre daha az farkında olduğumdan daha mutluydum ve belki daha hislerime dayalı kararlar alabiliyordum. Şimdilerde bunun çelişkisini yaşıyor olabiliyorum. Bu da hoşuma gitmiyor. Çünkü bu, doğama aykırı olan bir durum. İçerde bir takım savaşlar, patlamalar yaşanıyor sonra.


Yaşadığım spesifik ve bir yere oturtamadığım bir konu var. Herkes gibi. Herkesin bir meselesi var neticede. Bundan sonra halletmenin peşinde de değilim. Ama hala üzerine zaman zaman düşünüyorum. Bunu biraz da kendi aydınlanmam için kullanmaya çalışıp, fayda sağlıyorum aslında. Yeterince yara aldık, biraz da fayda sağlamanın peşine düşelim :)


Kendime dönüp irdelediğimde, çıkarımım şu: Hangi koşullarda olursak olalım, sebebi her ne olursa olsun, bana -küçük, büyük, mecburi veya değil- yalan söylendiği zaman, mevzu orada kapanıyor. Bu konuda esnek olamadığımı farkettim. Bir güzellik yapamıyorum yani. Bu doğru veya yanlış, iyi veya kötü, bilmiyorum. Ama önemli olan şey, ne hissettiğim. Ve bu beni iyi hissettirmiyor. Beni iyi hissettirmeyen bir hareketin üzerini kapatamıyorum.


Şu bahsettiğim mesele de, temelde büyük bir yalanı barındırıyor. Hem de şey gibi mesela; hem açık açık, bağıra bağıra yalan söyleyor hem de bundan en ufak bir mahcubiyet duymadan yaşayıp gidiyorsunuz. İnsan gerçekten bazen hayret ediyor.

Sonra ne bileyim, yalan beraberinde samimiyetsizliği getiriyor ki bu da korkunç bence. Hayatta yeterince korkunç şeyler oluyor zaten. Biz iki dakika samimi olarak, dünyayı kısa bir anlığına da olsa güzelleştirebiliriz sanki?

Neyse.

Ben normalde de buradaki kadar geveze olabiliyorum bazen. Anlaşılabilmek önemli benim için. Anlaşmak. Bu yüzden çok irdelerim, çok sorarım, elimden geleni bence fazlasıyla yaparım. Kulağımın üstüne yatma huyum pek yok. Sevdiklerim için tabii. Bazen aynı şekilde dönüş almasam da zorlarım; yine sırf sevdiğimden. Bunu bir kere uzun bir süre yaptım. Duvara konuşuyormuş gibi yazdım durdum. Kendimi anlattım. Olasılıkları anlattım. Sorular sordum. Kendimi defalarca karşı tarafın yerine koydum, oturdum, konuştum. Kendi kendime konuştuğumu tahmin etsem de konuştum. Çünkü karşımdaki buna değerdi. Benim biçtiğim değer öyleydi. Çünkü ben de insanım ve ben de hata yaptım. Neyi, ne kadar anlatırsam anlatayım, karşımdakinin anlayabileceği kadar olduğunu unuttum.

Ben ne ise onu söylediğim için, ölümüne net olduğum için, karşımdaki ne diyorsa ona inandım. E bir istatistikçi olarak da elimdeki verilere göre düşündüm, öyle hareket ettim. Empati yaptığımı düşünürken, aşırı doz empatiden herkesin kendim gibi olmayacağı gerçeğini unuttum. Bir illüzyona, haddinden fazla bir süre emek verdim ve inandım. Yani "kesin ip var" dediler de, inanmadım.


Başlarda bunu böyle birine anlatmak ya da ne bileyim bir yere yazmak epey zor geldi tabii. Yanılmak kötüdür, yanıldığını kabullenmek zahmet vericidir. Ama nihayetinde hayattaki her şey gibi zaman geçtikçe etkisi azalır ve bir gün kafanda normalleştirebilirsin. Bu bir şekilde kendiliğinden olur; ama uzun ama kısa bir sürede... Ama olur. İyi ki de olur. Doğal olarak bize yüklenmiş bu harikulade özellik için ne kadar teşekkür etsek az.


Velhasıl, iki dakika adam olabilelim; yalana riyaya, hileye hurdaya ihtiyaç duymayalım.

Hayatımızda kaybetmeyi göze alamayacağımız insanlar olsun. Birilerinin hayatlarında, yokluğumuz göze alınamasın. Böylece içimizde önleyemeyeceğimiz ve anlamlı bir şeyler yapmamıza vesile olacak dürtüler oluşabilir. Bu da hayatı daha anlamlı kılar. (Good speech, bro)


Ayrıca buraya böyle çiziktirmeyi nasıl özlemişim öyle. Sayfanın sol üst köşesine bir buse kondurayım bari. Aslında ucunu da yakardım da... Çünkü ne de olsa "I'm a three page love letter in a world of relationship status updates".


Neyse, yazmam gereken ciddili makaleler var.

Makarna yapmak da yemek de kafamı açıyor. En sevdiğim kurabiye de acıbadem. Şöyle güzel bir acıbadem kurabiyesine asla hayır diyemem. Bunu yazın bir yere, lazım olur.

3 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Meftun

Hangisi Sen?