Ara
  • Buket

Hangisi Sen?


Bazen eskiden yazdığım bazı yazıları açıp okuyorum. Bazılarını beğeniyorum ve “neden burada kalmış ki, devam etmek gerek” deyip daha da parlatıyorum. Bazılarını ise o kadar beğenmiyorum ki, “Bunu ben mi yazmıştım gerçekten” diyerek şüpheye düşüyorum. Aslında çok iyi biliyorum ki ben yazmıştım. Çünkü o zamanın dinamikleri, yaşam tarzım, yanımdaki insanların birkaçı, belki bulunduğum yer, yaşadığım ev, kısacası ben, bugünkünden farklı bir bendim. Farklı düşünüyor, farklı hissediyordum. Bu nedenle o zamanki beni şu an beğenmemem, en az hâlâ beğeniyor olmam kadar normal.

Ama aslında kendimde gördüklerimden, kafamın içindekilerden, kalbimde taşıdıklarımdan hangilerini beğenip beğenmediğimden daha önemli olan bir şey var ki o da, bunlardan hangilerinin gerçekten bana ait olduğu.


Oğuz Atay diyor ki: “Kişisel değer saydığımız şeylerin, toplumun baskısıyla edinilmiş sahte nitelikler olabileceğini hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız.”

Özellikle bu yıl, kafamın içindeki seslerin hangileri gerçekten benim diye düşünürken buldum kendimi sık sık. Bugüne kadar “prensip” olarak niteleyerek getirdiğim ve belki de belli konularda karar verme sürecimde söz sahibi olan bu niteliklerden kaç tanesi sahiden bana ait? Zaman zaman bocalamamın, sıkışmış hissetmemin sebebi aslında başka şeylerin, insanların gürültüleri mi? Temel sebep olmasa da, bunun da önemli bir payı olduğu gerçek. Çünkü bu dış seslere, etkilere ve kendi kendimizin geçmişten bu yana taşıdığımız ne idüğü belirsiz birçok duyguya, düşünceye (kimileri iyice kemikleşerek ön yargı hâline gelmiş, sessizce benliğimize sızmışlar) nasıl ve ne kadar kayıtsız kalabilmişiz ki?


İnsan kendini bulduğunda kayıtsız kalabiliyor ancak. Bu “kendini bulmak” da baya maceralı bir süreç ama. Bazen su gibi sakin, yolunda; bazen de sancılı bir kabuk değiştirme, adapte olma hâli. Kötü tecrübelerin bir sonraki hamlemizde yıkıcı etkisi olması yerine, öğretiye dönüştüğü bir yolculuk. Bu yolda sana ait olmayanları senden uzaklaştırdıkça hafifliyor, mutlu oluyorsun. Herkes susmanı söylediğinde, sen konuştun çünkü hissettiğin buydu. Bu his sana aitse eğer, ona dair bir şey yapmamakla önce kendine ayıp edersin. Sonuçtan bağımsız olarak, konuştuğuna memnunsun. İşte buna memnunsan, susmak pişmanlık olurdu. Belki de uzun yıllar -sen farkında bile olmadan- başkalarının seslerinin seni bastırmasıyla geçti. Kim bilir, belki de korkularımızın bile birçoğu bize ait değil. Çocukken her şeye öyle bodoslama girişme cesaretini nereden alıyoruz sanıyorsun? Çocukken kafamız berrak, etrafımız davranış, yemek, ahlâk gibi konularda ortaya konmuş sayısız kuralla çevrili değil. Zaten bu konuların ne olduğuyla alakalı en ufak bir fikrimiz de yok o zamanlar. O yüzden karton bir kutuyu kesip, annemizin ojesiyle boyayarak kırmızı bir çiçek yapmak bizim için öyle çok düşünülmesi gereken bir şey değil. Zaten boş bir karton kutuyla başka ne yapılabilir ki, değil mi ama? Üst kat komşumuzun hemen hemen aynı yaşta olduğumuz oğlunu herkesin içinde tutup öpebiliriz. Yani demek ki beğenmişiz, öpmeyip de ne yapacağız? En yakın arkadaşımız bize yamuk yapıp, yan sınıftaki Ece ile iyi arkadaş oldu diye dünyaya küsmüyoruz. Ertesi gün bir başkası sokuluyor yanımıza ve bir bakmışız onunla daha iyi arkadaş olmuşuz. Geçmişin zincirleri sadece yetişkinleri bağlayabilir çünkü. Çocuklar bütün bu zincirlerden, sınırlardan azadedir. Çocukken sınırları belirlenmiş bir yerde yaşamıyoruz, sınırlarımızı biz belirliyoruz ve bu konuda epey esneğiz. O nedenle kırılmıyoruz. Her ne istiyorsak o konuda gerçekten netiz. Her şeyin mümkün olabileceği bir dünyada yaşıyoruz, buna inancımız tam.


Büyürken bir yerlerde bir şeyler bozuluyor sanki. Birbirimize “çocuklaşma” demeye başlıyoruz gözlerimizi devirip. İçinde bir yerlerde o çocukla hâlâ iyi arkadaş olanlar, sık sık görüşenler var ve biz onları yadırgıyoruz.

Benim gibi o çocukları çok sevenler de bu durumu hayretle izliyor…


Konu nereden nereye geldi. Oğuzcum Atay, beğendin mi yine yaptığını?

Madem buralara geldik, konuyu en sevdiğim çocuklardan birinin sözüyle kapatalım:

“Yapabileceğini düşünen yapabilir, yapamayacağını düşünen yapamaz. Bu değişmez ve tartışılmaz bir kuraldır.” – Pablo Picasso


The Beggar & the Thief

44 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Meftun